Denizel Bilgiler

post?.Description

Bir destinasyonda denizin ve kıyıların güzelliği, koyların ve bitki örtüsünün çekiciliği, bölgelerin bozulmamış doğal yapısı, tarihi kalıntıları ve uygun iklim şartları o bölgeye yönelik deniz turizmi talebinin oluşmasında yadsınamayacak kadar önemlidir. Bununla birlikte, deniz turizmi doğa ile iç içe ve bozulmamış bir çevrede, altyapı ve üstyapı hizmetlerinin tamamlandığı oranda gelişme göstermektedir. Dolayısıyla, deniz turizmine yatırım yapan kıyı ülkelerinde, çevrenin tahribata uğramaması ve doğal kaynakların zarar görmemesi gerekmektedir. Ayrıca destinasyonların sürdürülebilir turizm uygulamalarına önem vermeleri, sahip oldukları doğal ve kültürel varlıkları uzun vadede korumaları beklenmektedir. Ülkemizde Deniz Turizmi gelirleri, genel turizm gelirlerinin yaklaşık %20'sini oluşturmaktadır. Yine çok eski yıllarda başlayan dalış turizmi, teknolojik gelişmeye paralel olarak su üstü sporlarının da eklenmesiyle önemli bir turizm sektörü haline gelmiştir. Günübirlik teknelerimiz ise, özellikle turizm merkezlerimizde sayıları binlerle ifade edilen bir filo oluşturmuştur. Türkiye’nin sahip olduğu konum itibariyle, doğal ve görece temiz koylara sahip olması, deniz turizmi destinasyonu olma nedenleri arasında ilk sırada gelmektedir. Gökova, Hisarönü, Fethiye, Göcek, Kekova ve Antalya çevresi olmak üzere birçok özelliği bir arada taşıyan destinasyonlar, deniz turizmi bileşenlerinin önemli duraklarıdır. Hem karada hem denizde “Bacasız Fabrika” olarak da tabir edilen Turizm, ülke için artan bir kazanç olmakla beraber bölgesel olarak artan nüfus, yatlar, tekneler ve kıyı tesisleri ile birlikte kirlilik tehdidini de arttırıyor. Son yıllarda deniz turizminin ve çevrenin önemi kavranmış olup sürdürülebilir uygulamaların çeşitlendiği ve uygulama alanlarının genişlediği görülmektedir. Buna rağmen çevresel tahribatın engellenmesi ve farkındalık oluşturulması yeterli düzeyde değildir.

TURMEPA Akademi Denizel Bilgiler

Karadeniz’de beslenip yağlanan balıkların Marmara Denizi’ne geldiği dönem ekim ayına denk gelir. Bu nedenle ekimde lüfer lezzetlenir; palamut, barbunya, tekir ve istavrit yağlıdır. Ekim balık sezonunun en canlı aylarından biridir. Ekim ayı ile birlikte özlediğimiz deniz balıklarımıza kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Bu yıl av sezonu müsilaj gölgesinde başlamış olsa da balıkçılar ve tüketicilerin yüzleri gülüyor. Tabii ki doğru koşullarda avlanıp, muhafaza edilip taze tüketildiği müddetçe... Uskumrunun en iyi zamanı kasımdır. Pisi, tekir, barbunya, kılıç, levrek de en iyi tadını bu ayda bulur. Aralık, uskumru, lüfer, palamut, torik, tekir, hamsi açısından en iyi aydır. Hamsi marta kadar sevenlerin ağzını tatlandırır.
Gelelim deniz balıkları arasında İstanbul Boğazı’nın “MARKA” olarak tabir edilen Lüfer'e, bir zamanlar boğazın efendisi, İstanbul’da sınıfları birleştiren Lüfer, şimdi yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Peki bu nasıl oldu?
Atlas Okyanusu’ndan Karadeniz’e birçok farklı coğrafyada yaşasa da eskilerin deyimiyle en çok boğaza yakışan Lüfer’e tam altı isim verildi. Büyüdükçe adı değişti. Defne yaprağıydı, sarıkanat oldu. Sırasıyla Çinekop, Lüfer, Kofana ve Sırtıkara oldu.
1950’li yıllardan itibaren hızla gelişen endüstriyel balıkçılık ve deniz kirliliği boğazı bambaşka bir noktaya getirdi. Yanlış balıkçılık politikaları, sürekli artan av baskısı ve yasa dışı avcılık her geçen gün lüferi İstanbul'dan uzaklaştırdı. Lüfer artık Marmara sularını terk ediyor. Sorunun temelinde ise her zaman olduğu gibi insan var. ‘Boğaziçi Medeniyeti’ne kendi adıyla bir dönem armağan eden, sadrazamları ve padişahları bile peşinden sürükleyen bu eşsiz balık, şimdilerde bir hayatta kalma mücadelesinin kahramanı...
Lüferin, Karadeniz, Marmara ve Ege hattında yaptığı yolculukların tarihi, binlerce yıl öncesine kadar uzanıyor. Osmanlı dönemini anlatan yazılı kaynaklar, İstanbul'un ‘Boğaziçi Medeniyeti’ döneminde tüm liman kentlerinden daha çok balığa ev sahipliği saptığını gösteriyor.
Lüferi anlatırken sadece tabaktaki balıktan bahsedemeyiz. Çünkü İstanbul o balığın çevresinde bir yaşam biçimi üretmiştir.

Karadeniz’de beslenip yağlanan balıkların Marmara Denizi’ne geldiği dönem ekim ayına denk gelir. Bu nedenle ekimde lüfer lezzetlenir; palamut, barbunya, tekir ve istavrit yağlıdır. Ekim balık sezonunun en canlı aylarından biridir. Ekim ayı ile birlikte özlediğimiz deniz balıklarımıza kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Bu yıl av sezonu müsilaj gölgesinde başlamış olsa da balıkçılar ve tüketicilerin yüzleri gülüyor. Tabii ki doğru koşullarda avlanıp, muhafaza edilip taze tüketildiği müddetçe... Uskumrunun en iyi zamanı kasımdır. Pisi, tekir, barbunya, kılıç, levrek de en iyi tadını bu ayda bulur. Aralık, uskumru, lüfer, palamut, torik, tekir, hamsi açısından en iyi aydır. Hamsi marta kadar sevenlerin ağzını tatlandırır. Gelelim deniz balıkları arasında İstanbul Boğazı’nın “MARKA” olarak tabir edilen Lüfer'e, bir zamanlar boğazın efendisi, İstanbul’da sınıfları birleştiren Lüfer, şimdi yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Peki bu nasıl oldu? Atlas Okyanusu’ndan Karadeniz’e birçok farklı coğrafyada yaşasa da eskilerin deyimiyle en çok boğaza yakışan Lüfer’e tam altı isim verildi. Büyüdükçe adı değişti. Defne yaprağıydı, sarıkanat oldu. Sırasıyla Çinekop, Lüfer, Kofana ve Sırtıkara oldu. 1950’li yıllardan itibaren hızla gelişen endüstriyel balıkçılık ve deniz kirliliği boğazı bambaşka bir noktaya getirdi. Yanlış balıkçılık politikaları, sürekli artan av baskısı ve yasa dışı avcılık her geçen gün lüferi İstanbul'dan uzaklaştırdı. Lüfer artık Marmara sularını terk ediyor. Sorunun temelinde ise her zaman olduğu gibi insan var. ‘Boğaziçi Medeniyeti’ne kendi adıyla bir dönem armağan eden, sadrazamları ve padişahları bile peşinden sürükleyen bu eşsiz balık, şimdilerde bir hayatta kalma mücadelesinin kahramanı... Lüferin, Karadeniz, Marmara ve Ege hattında yaptığı yolculukların tarihi, binlerce yıl öncesine kadar uzanıyor. Osmanlı dönemini anlatan yazılı kaynaklar, İstanbul'un ‘Boğaziçi Medeniyeti’ döneminde tüm liman kentlerinden daha çok balığa ev sahipliği saptığını gösteriyor. Lüferi anlatırken sadece tabaktaki balıktan bahsedemeyiz. Çünkü İstanbul o balığın çevresinde bir yaşam biçimi üretmiştir.

Yabancı yayılımcı türlerin Ege Denizi özelinde izlemeye alınması bölgemiz balıkçılığı ve turizmi açısından oldukça önemlidir. Türkiye özellikle Kızıldeniz yoluyla giriş yapan bu türlerin ilk durak noktasını oluşturmakta, ilk etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Kısaca Türkiye Akdeniz için ilk erken uyarı noktasıdır.
Ege Denizi’nde yabancı-yayılmacı tür olarak kayıtlara geçmiş 47 familyaya ait toplam 64 tür bulunmaktadır.
Beyaz Sokar Balığı (Siganus rivulatus) & Esmer Sokar Balığı (Siganus Lurıdus)
Beslenme Şekli: Bentik algler ve deniz çayıları ile beslenir. Otçul (herbivor) bir balık türüdür.
Doğal Yayılış Alanı: İndo-Pasifik ve Hint Okyanusu kökenli türler, Akdeniz’e Süveyş Kanalı aracılığıyla ulaşmıştır.
Türkiye’deki Yayılışı: Doğu Akdeniz ve Ege Denizi
Etkileri: İlk istilacı türlerdendir. Ekonomik değeri vardır. Boyu genellikle 15-20 cm arasında değişir. Diğer zehirli balıkların aksine otçul olarak beslenen tek zehirli balıktır. Sırt ve karın yüzgeçlerinin tümü zehir bezleri taşır. Bir ilginç özelliği de öldükten sonra bile zehirinin etkisini dikenlerinde korumasıdır. Bu yüzden balıkları ağdan alırken bile zehirlenmek mümkündür. Kıyı balıkçılığı için çok önemli bir türdür. Ege denizinde çok yoğun miktarda bulunan bu tür. Balıkçılar ve yerel halk tarafından tüketilen bir türdür.
Göçmen Deniz Anası (Rhopilema nomadica)
Doğal Yayılış Alanı: Hint ve Pasifik Okyanusu
Türkiye’deki Yayılışı: Akdeniz, kısmen Ege Denizi
Geliş Yolu: Süveyş Kanalı
Etkileri: Obur bir tür olduğundan karides, midye ve balık larvalarını yiyerek besin zincirinde çökmelere neden olmaktadır. Özellikle kıyı turizmine zarar vermektedir. Mersin - Taşucu'nun doğusunda, özellikle yaz aylarında daha fazla görülür ve yüzücüler, balıkçılar ve dalgıçlar için potansiyel tehlike oluşturur.
Göçmen Deniz Anası (Rhopilema nomadica)
Doğal Yayılış Alanı: Hint ve Pasifik Okyanusu
Türkiye’deki Yayılışı: Akdeniz, kısmen Ege Denizi
Katil Yosun (Caulerpa racemosa)
Doğal Yayılış Alanı: Kızıl deniz kökenli, İndo- Pasifik bir türdür.
Türkiye’deki Yayılışı: 1950’li yıllarda Doğu Akdeniz Türkiye kıyılarında görülmüştür.

Yabancı yayılımcı türlerin Ege Denizi özelinde izlemeye alınması bölgemiz balıkçılığı ve turizmi açısından oldukça önemlidir. Türkiye özellikle Kızıldeniz yoluyla giriş yapan bu türlerin ilk durak noktasını oluşturmakta, ilk etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Kısaca Türkiye Akdeniz için ilk erken uyarı noktasıdır. Ege Denizi’nde yabancı-yayılmacı tür olarak kayıtlara geçmiş 47 familyaya ait toplam 64 tür bulunmaktadır. Beyaz Sokar Balığı (Siganus rivulatus) & Esmer Sokar Balığı (Siganus Lurıdus) Beslenme Şekli: Bentik algler ve deniz çayıları ile beslenir. Otçul (herbivor) bir balık türüdür. Doğal Yayılış Alanı: İndo-Pasifik ve Hint Okyanusu kökenli türler, Akdeniz’e Süveyş Kanalı aracılığıyla ulaşmıştır. Türkiye’deki Yayılışı: Doğu Akdeniz ve Ege Denizi Etkileri: İlk istilacı türlerdendir. Ekonomik değeri vardır. Boyu genellikle 15-20 cm arasında değişir. Diğer zehirli balıkların aksine otçul olarak beslenen tek zehirli balıktır. Sırt ve karın yüzgeçlerinin tümü zehir bezleri taşır. Bir ilginç özelliği de öldükten sonra bile zehirinin etkisini dikenlerinde korumasıdır. Bu yüzden balıkları ağdan alırken bile zehirlenmek mümkündür. Kıyı balıkçılığı için çok önemli bir türdür. Ege denizinde çok yoğun miktarda bulunan bu tür. Balıkçılar ve yerel halk tarafından tüketilen bir türdür. Göçmen Deniz Anası (Rhopilema nomadica) Doğal Yayılış Alanı: Hint ve Pasifik Okyanusu Türkiye’deki Yayılışı: Akdeniz, kısmen Ege Denizi Geliş Yolu: Süveyş Kanalı Etkileri: Obur bir tür olduğundan karides, midye ve balık larvalarını yiyerek besin zincirinde çökmelere neden olmaktadır. Özellikle kıyı turizmine zarar vermektedir. Mersin - Taşucu'nun doğusunda, özellikle yaz aylarında daha fazla görülür ve yüzücüler, balıkçılar ve dalgıçlar için potansiyel tehlike oluşturur. Göçmen Deniz Anası (Rhopilema nomadica) Doğal Yayılış Alanı: Hint ve Pasifik Okyanusu Türkiye’deki Yayılışı: Akdeniz, kısmen Ege Denizi Katil Yosun (Caulerpa racemosa) Doğal Yayılış Alanı: Kızıl deniz kökenli, İndo- Pasifik bir türdür. Türkiye’deki Yayılışı: 1950’li yıllarda Doğu Akdeniz Türkiye kıyılarında görülmüştür.

COP28 NET ZERO
Fosil yakıtların geleceği COP28'de mercek altında olacak. 
Net sıfır, yüzyılın ikinci yarısında küresel ısınmanın azaltılmasına yönelik uluslararası düzeyde kabul edilen hedeftir. 

'Net sıfır' terimi, küresel ısınmaya neden olan sera gazı emisyonlarının sıfıra indirilmesi hedefini ifade etmektedir. Net sıfır terimi önemlidir çünkü en azından CO2 için bu, küresel ısınmanın durduğu durumdur. 
 Bu aynı zamanda 'karbon nötrlüğü' veya 'iklim nötrlüğü' olarak da tanımlanmaktadır.
#cop28 
#netsıfır
#netzero
@deniztemizturmepa

COP28 NET ZERO Fosil yakıtların geleceği COP28'de mercek altında olacak. Net sıfır, yüzyılın ikinci yarısında küresel ısınmanın azaltılmasına yönelik uluslararası düzeyde kabul edilen hedeftir. 'Net sıfır' terimi, küresel ısınmaya neden olan sera gazı emisyonlarının sıfıra indirilmesi hedefini ifade etmektedir. Net sıfır terimi önemlidir çünkü en azından CO2 için bu, küresel ısınmanın durduğu durumdur. Bu aynı zamanda 'karbon nötrlüğü' veya 'iklim nötrlüğü' olarak da tanımlanmaktadır. #cop28 #netsıfır #netzero @deniztemizturmepa