Denizel Bilgiler

post?.Description

Okyanus ve denizlerin toplumsal öneminin farkında mıyız? Kıyı toplulukları, kıyı koruma, balık üretimi ve turizm fırsatları gibi okyanus habitatlarından çok sayıda fayda elde eder. Doğa temelli kararlar vererek; Özel sektör, uzun vadeli faydaları olan sürdürülebilir projelere yatırım yapabilir. Mühendisler kıyı altyapı projelerine doğal çözümler için mühendislerin uzmanlığına başvurulabilir. Hükümetler, okyanus ve denizlerin sürdürülebilir kullanımı için planlar geliştirebilir ve balıkçılığı daha doğal kaynakları koruyacak şekilde yönetebilirler. Kalkınma Ajansları yoksulluğu etkin bir şekilde azaltmak ve iklim değişikliğine karşı dirençli toplumlar oluşturulması için doğaya yatırım yapabilirler. Doğa Koruma grupları, STK’lar kıyı restorasyon projelerinden elde edilen faydaları en üst düzeye çıkarabilir.

TURMEPA Akademi Denizel Bilgiler

COP26 İklim Zirvesi'nde verilen taahhütlere karşın, dünyanın küresel sıcaklık artışını kısıtlama hedefine yaklaşamadığı kaydedildi. Analizde, dünyanın küresel sıcaklıklarda hedeflenen 1,5 derecelik artışın çok ötesinde, 2,4 derecelik artışa doğru gittiği hesaplandı.

İklim zirvesinin ilk haftasında açıklanan taahhütlerin yerine getirilmesi durumunda, 2030'a kadar yaklaşık 9 gigaton karbon emisyonu azaltımı sağlanabileceği bildirildi.
Peki Karbon Emisyonu Nedir?
Karbon emisyonu, çok kısa bir ifade ile doğada oluşan karbonun atmosfere salınmasını ifade eder. Çoğunlukla insan kaynaklı faaliyetlerin bir sonucudur. 19. yüzyıldan itibaren fosil yakıtların özellikle sanayide yoğun bir şekilde kullanılmasıyla birlikte, atmosferdeki sera gazı yoğunluğu da artış gösterdi.
Atmosferde biriken sera gazları (karbondioksit, metan, diazot monoksit, hidroflorokarbonlar, perflorokarbonlar, sülfür hekzaflorid gibi) dünyanın ortalama sıcaklığının artmasına sebep oluyor. Sera gazlarının atmosferin iç yüzeyini kaplayarak, güneşten gelen ışınların geri yansımalarını engelleyerek dünya üzerindeki sıcaklığı artırmasına neden oluyor.
Sıcaklığın artışıyla doğru orantılı olarak, yeryüzünün en büyük tatlı su kaynağı olan buzullar her geçen gün daha fazla erimeye ve deniz seviyesi her geçen gün daha fazla yükselmeye devam ediyor.
Artan ortalama sıcaklık sebebiyle yerkürede gözlemlenen bölgesel hava akımları da olumsuz anlamda etkileniyor ve son yıllarda hepimizin yakından gözlemlediği ve doğrudan etkilendiği aşırı hava olayları yaşanıyor. Sera gazı miktarı üzerinden, insan faaliyetlerinin doğaya verdiği verdiği zararın ölçüsü ise Karbon Ayak izi ile ifade ediliyor.

Karbon emisyonunun son yıllarda artış göstermesinin temel sebeplerini şu maddelerle özetleyebiliriz:
-Kontrolsüz sanayileşme
-Sürekli artan enerji talebi
-Yükselişe geçen şehirleşme
-Azalan ormanlık alanlar
-Yoğun hayvancılık faaliyetleri
-Kontrol edilmeyen sera gazı salımı

Karbon emisyonunun iklim değişikliğine etkisi nedir?
Atmosferdeki karbon emisyonu bu hızla artmaya devam ederse, bitki türleri ciddi anlamda risk altına girecek, hatta pirinç, mısır, buğday gibi temel besinleri bile yetiştirmekte zorlanacağız.

COP26 İklim Zirvesi'nde verilen taahhütlere karşın, dünyanın küresel sıcaklık artışını kısıtlama hedefine yaklaşamadığı kaydedildi. Analizde, dünyanın küresel sıcaklıklarda hedeflenen 1,5 derecelik artışın çok ötesinde, 2,4 derecelik artışa doğru gittiği hesaplandı. İklim zirvesinin ilk haftasında açıklanan taahhütlerin yerine getirilmesi durumunda, 2030'a kadar yaklaşık 9 gigaton karbon emisyonu azaltımı sağlanabileceği bildirildi. Peki Karbon Emisyonu Nedir? Karbon emisyonu, çok kısa bir ifade ile doğada oluşan karbonun atmosfere salınmasını ifade eder. Çoğunlukla insan kaynaklı faaliyetlerin bir sonucudur. 19. yüzyıldan itibaren fosil yakıtların özellikle sanayide yoğun bir şekilde kullanılmasıyla birlikte, atmosferdeki sera gazı yoğunluğu da artış gösterdi. Atmosferde biriken sera gazları (karbondioksit, metan, diazot monoksit, hidroflorokarbonlar, perflorokarbonlar, sülfür hekzaflorid gibi) dünyanın ortalama sıcaklığının artmasına sebep oluyor. Sera gazlarının atmosferin iç yüzeyini kaplayarak, güneşten gelen ışınların geri yansımalarını engelleyerek dünya üzerindeki sıcaklığı artırmasına neden oluyor. Sıcaklığın artışıyla doğru orantılı olarak, yeryüzünün en büyük tatlı su kaynağı olan buzullar her geçen gün daha fazla erimeye ve deniz seviyesi her geçen gün daha fazla yükselmeye devam ediyor. Artan ortalama sıcaklık sebebiyle yerkürede gözlemlenen bölgesel hava akımları da olumsuz anlamda etkileniyor ve son yıllarda hepimizin yakından gözlemlediği ve doğrudan etkilendiği aşırı hava olayları yaşanıyor. Sera gazı miktarı üzerinden, insan faaliyetlerinin doğaya verdiği verdiği zararın ölçüsü ise Karbon Ayak izi ile ifade ediliyor. Karbon emisyonunun son yıllarda artış göstermesinin temel sebeplerini şu maddelerle özetleyebiliriz: -Kontrolsüz sanayileşme -Sürekli artan enerji talebi -Yükselişe geçen şehirleşme -Azalan ormanlık alanlar -Yoğun hayvancılık faaliyetleri -Kontrol edilmeyen sera gazı salımı Karbon emisyonunun iklim değişikliğine etkisi nedir? Atmosferdeki karbon emisyonu bu hızla artmaya devam ederse, bitki türleri ciddi anlamda risk altına girecek, hatta pirinç, mısır, buğday gibi temel besinleri bile yetiştirmekte zorlanacağız.

Yeryüzünün ortak sorunu: Aşırı avlanma
Çoğu insan aşırı avlanmanın sadece balıklar, balıkçılar ve balık yemeyi sevenleri ilgilendiren bir sorun olduğunu düşünebilir. Ancak aşırı avlanma çevre üzerinde de pek çok olumsuz etki yaratıyor ve dolayısıyla bundan bütün insanları etkileniyor.
Birleşmiş Milletler(BM) Genel Kurulunda 2022 yılı ''Balıkçılık Ve Su Ürünleri Yılı'' ilan edildi.
FAO öncülüğünde International Year of Artisanal Fisheries and Aquaculture (IYAFA 2022) kapsamında milyarlarca insana sağlıklı ve besleyici gıda sağlayan ve ''Sıfır Açlığa'' ulaşılmasına katkıda bulunan milyonlarca küçük ölçekli balıkçı, balık çiftçisi, ve balık işçisinin önemine vurgu yapılacak.
Science Dergisi’nde 2006 yılında yayınlanan etkileyici bir bilimsel çalışmaya göre, balık avının bu hızla devam etmesi durumunda, 2048 yılına gelindiğinde dünyanın tüm balık avlakları tükenmiş olacak. Balık tüketilmesi tabii ki insan için çok gerekli fakat bunu bilinci bir şekilde yapmak hem bu işten para kazananlar hem dünyamız için oldukça önemli.

Pek çok balık tehdit altında
Adından da anlayacağınız üzere aşırı avlanma balık popülasyonunun sayısını korumak üzere normalden fazla balık avlama anlamına gelir. Aşırı avlanmanın meydana gelmesi durumunda, belirli bir popülasyondaki balık sürüleri yavaş yavaş azalacak ve nihayetinde de tamamen yok olacaktır.
Daha büyük ağlar ve tarama aletleri gibi daha gelişmiş balık avlama imkanlarına sahip gemilerin sayısının artmasıyla birlikte son yıllarda aşırı avlanma gündeme gelmiştir. Birçok balık türü aşırı avlanmaya maruz kalmaktadır. BM Gıda ve Tarım Örgütü'nün tahminine göre, dünyadaki balık rezervlerinin yaklaşık %70'i ya tam ve aşırı kapasiteye sahip ya da tükenmiş durumdadır.
Ve hal böyleyken, halkın her dilediğinde bolca deniz mahsulü tüketmeye alışmış olması ve denizlerdeki tükenme riskini büyük ölçüde görmezden geliyor olması bugüne kadar sebep olduğumuz hasarları tamir etmeye yönelik çalışmaları ciddi ölçüde zorlaştırıyor.
Tüm endüstriler gibi balıkçılık da tüketicilerin ihtiyaçları ve ilgilerine bağlı olan bir endüstridir: balıkçılar balıklarını tutarken yalnızca karşılığında para verecek olan tüketicilere tuttukları balıkları satabilme amacı taşıyorlar. Bir değişiklik yapıp balık stoklarını korumak isterseniz, bunu gerçekleştirmek adına yapabileceğiniz pek çok şey var.
Doğru zamanda doğru balığın satın alınması çok önemlidir.
Yediğiniz balık türü ne kadar önemliyse, belli balıkları satın aldığınız yılın zamanı da o kadar önemlidir. Öncelikle yapmanız gereken, belli bir balık türüne ait yumurtlama dönemi boyunca yakalanan taze avcılık balıkları yememektir.
Hamsi, İstavrit, Lüfer, Palamut gibi ekonomik değeri olan balıklar Mayıs – Eylül ayları arasında olgunlaşma ve üreme periyodlarını tamamladıklarından, avlanması ve tüketilmesi sakıncalı ve yasaktır. 1380 sayılı Su Ürünleri kanununda da bu dönemler göz önüne alınarak, av yasakları belirlenmiştir.
Bu yasaklara uyarak balık stoklarına daha sürdürülebilir bir şekilde artma imkanı vermiş olacaksınız.
Ayrıca, bunun da ötesinde alışveriş alışkanlıklarınızı değiştirip bunun yerine yalnızca sürdürülebilir balıkçılık politikası uygulayan süpermarketlerden balık satın alabilirsiniz; tüketiciler işletmelere ne kadar baskı yaparsa etkili ve kalıcı değişikliğin gerçekleşme ihtimali o kadar fazla olacaktır. Sürdürülebilir balıkçılıkla ilgili olarak yerel süpermarketinizin izlediği politikayı kontrol edin.
Aşırı balıkçılık ciddi bir sorundur ve şimdiye kadar gizli kalmış olması ileride tahmin edilemeyen çevre sorunları ortaya çıkartabilecektir. Şimdi harekete geçin ve dünyadaki okyanuslar ile balık stoklarını korumak adına sizde bilinçli davranın. Bilim insanları bu denli büyük bir artışa neyin sebep olduğunu bir türlü bulamamaktadır; bununla birlikte bu artışta insanoğlunun payı olduğu fikri giderek daha da güçlenmektedir. Bu yığılmanın olası sebepleri arasında iklim değişikliklerine bağlı okyanus suyu sıcaklıklarında meydana gelen artışlar, küresel ısınma ve artan kirlilik gibi faktörler gösterilmiştir. Ne var ki, denizanası sayısındaki bu sürekli artışın sebepleri arasında denizanalarıyla beslenen balıkları ve denizanalarının rakiplerinin ortadan kalkmasına neden olan aşırı avlanma faaliyetlerinin de altı çizilmektedir.
Büyük balık popülasyonlarının tükenmeye yüz tutmasıyla, ticari balıkçılık filoları da okyanusların daha derinlerine ve besin zincirinin daha altlarına inerek karlılığı yüksek balık avları arıyorlar. Balığın "kökünü kazımak" olarak adlandırabileceğimiz bu süreç denizlerimizin eski ve hassas dengesini ve biyolojik sistemini alt üst eden bir zincirleme reaksiyona neden oluyor.
Science Dergisi’nde 2006 yılında yayınlanan etkileyici bir bilimsel çalışmaya göre, balık avının bu hızla devam etmesi durumunda, 2048 yılına gelindiğinde dünyanın tüm balık avlakları tükenmiş olacak.
Ne yapabilirsiniz?
Geçen 55 sene boyunca avlak ve meralardan giderek daha az av alınabilmesinin doğal bir sonucu olarak insanoğlu geçmişte uçsuz bucaksız ve sonsuz berekete sahip olarak algıladığı okyanusların da aslında son derece hassas ve kırılgan dengelere sahip olduğunun farkına varmıştır. Kirlilik, iklim değişimi, yaşam alanlarının yok olması ve asitlenmenin üzerine bir de aşırı avlanma eklendiğinde çöküşün eşiğindeki bir sistem tablosuyla karşı karşıya kalıyoruz.
Pek çok bilim insanı, balıkçılık yönetiminde kararlı davranılması, balık avına ilişkin yönetmelik ve yasaların daha büyük hassasiyetle uygulanması ve su ürünleri yetiştiriciliğinin daha yaygın olarak kullanımı ile çoğu balık popülasyonunu tekrar eski seviyelerine getirmenin hala mümkün olduğunu söylemektedir. Ve pek çok bölgede, umudumuzu koruyabilmemiz için hala bir neden var. Ama yasadışı balıkçılık ve yarınları düşünmeden mahsul alma sektörün başına bela olmaya devam ediyor. Aşırı avlanma bizi nasıl etkiliyor?
Aşırı avlanma, balık rezervleri ve geçimini balıktan sağlayan insanların yanı sıra insanlar ve daha genel anlamda doğal çevre üzerinde de pek çok olumsuz etki bırakmaktadır. Modern balıkçılık teknikleriyle büyük miktarlarda yan av elde edilmektedir. 'Yan av' balıkçılık sektöründe kapsamlı balıkçılık faaliyetleri esnasında yakalanan diğer balık ve deniz canlısı türlerini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Balıkçıların asıl yakalamak istedikleri bu yan avlar değildir; ancak yine de ticari değeri çok düşük olan veya hiç olmayan bu avlar ağlara takılarak ölür.
Örneğin, tahminlere göre balıkçı botlarıyla yakalanan her bir ton karidesle birlikte üç ton da diğer balık türlerinden yakalanmaktadır. Özellikle yunuslar ton balığı avlama tekniklerine karşı çok savunmasızdır ve bu nedenle her sene binlerce yunus ölmektedir.
Aşırı avlanma, sadece belirli bir balık türünün bulunduğu rezervleri etkilediği gibi besin zincirinde de önemli değişiklikler meydana getirebilir. Örneğin, krillerin, yani karidese benzeyen ve Mavi Balina dahil olmak üzere balinaların temel besin kaynağı olan bu küçük deniz canlılarının bu hayvanların sayısının azalmasında önemli bir rol oynadığı iddia edilmektedir.
Denizanası faktörü
Aşırı avlanma faaliyetleri nedeniyle hassas deniz ekosistemleri ve besin zincirlerinde meydana gelen tahribat olağandışı etkiler de yaratabilir. 1980'li yıllardan bu yana okyanuslarda yaşayan ısırgan denizanasının sayısında meydana gelen büyük artış sonucunda Meksika Körfezi, Japon Denizi ve Akdeniz gibi bölgelerin balık yataklarında ciddi bir dönüşüm yaşanmış ve bu artıştan pek çok turistik bölge zarar görmüştür.
Okyanusta aşırı balık avından kastedilen, avlanan balık türünün yeniden çoğalmasını imkansız kılacak denli fazla balık avlanmasıdır. Bilinen ilk aşırı av, 1800'lü yılların başlarında, lamba yağı arayışındaki insanoğlu balina katliamı yaptığında gerçekleşti. Ayrıca Atlantik morinası, ringa balığı ve Kaliforniya sardalyesi da dahil, yediğimiz balık türlerinden bazıları da 1900'lü yılların ortalarında neredeyse nesilleri tükenecek kadar fazla avlanmışlardır.

Yeryüzünün ortak sorunu: Aşırı avlanma Çoğu insan aşırı avlanmanın sadece balıklar, balıkçılar ve balık yemeyi sevenleri ilgilendiren bir sorun olduğunu düşünebilir. Ancak aşırı avlanma çevre üzerinde de pek çok olumsuz etki yaratıyor ve dolayısıyla bundan bütün insanları etkileniyor. Birleşmiş Milletler(BM) Genel Kurulunda 2022 yılı ''Balıkçılık Ve Su Ürünleri Yılı'' ilan edildi. FAO öncülüğünde International Year of Artisanal Fisheries and Aquaculture (IYAFA 2022) kapsamında milyarlarca insana sağlıklı ve besleyici gıda sağlayan ve ''Sıfır Açlığa'' ulaşılmasına katkıda bulunan milyonlarca küçük ölçekli balıkçı, balık çiftçisi, ve balık işçisinin önemine vurgu yapılacak. Science Dergisi’nde 2006 yılında yayınlanan etkileyici bir bilimsel çalışmaya göre, balık avının bu hızla devam etmesi durumunda, 2048 yılına gelindiğinde dünyanın tüm balık avlakları tükenmiş olacak. Balık tüketilmesi tabii ki insan için çok gerekli fakat bunu bilinci bir şekilde yapmak hem bu işten para kazananlar hem dünyamız için oldukça önemli. Pek çok balık tehdit altında Adından da anlayacağınız üzere aşırı avlanma balık popülasyonunun sayısını korumak üzere normalden fazla balık avlama anlamına gelir. Aşırı avlanmanın meydana gelmesi durumunda, belirli bir popülasyondaki balık sürüleri yavaş yavaş azalacak ve nihayetinde de tamamen yok olacaktır. Daha büyük ağlar ve tarama aletleri gibi daha gelişmiş balık avlama imkanlarına sahip gemilerin sayısının artmasıyla birlikte son yıllarda aşırı avlanma gündeme gelmiştir. Birçok balık türü aşırı avlanmaya maruz kalmaktadır. BM Gıda ve Tarım Örgütü'nün tahminine göre, dünyadaki balık rezervlerinin yaklaşık %70'i ya tam ve aşırı kapasiteye sahip ya da tükenmiş durumdadır. Ve hal böyleyken, halkın her dilediğinde bolca deniz mahsulü tüketmeye alışmış olması ve denizlerdeki tükenme riskini büyük ölçüde görmezden geliyor olması bugüne kadar sebep olduğumuz hasarları tamir etmeye yönelik çalışmaları ciddi ölçüde zorlaştırıyor. Tüm endüstriler gibi balıkçılık da tüketicilerin ihtiyaçları ve ilgilerine bağlı olan bir endüstridir: balıkçılar balıklarını tutarken yalnızca karşılığında para verecek olan tüketicilere tuttukları balıkları satabilme amacı taşıyorlar. Bir değişiklik yapıp balık stoklarını korumak isterseniz, bunu gerçekleştirmek adına yapabileceğiniz pek çok şey var. Doğru zamanda doğru balığın satın alınması çok önemlidir. Yediğiniz balık türü ne kadar önemliyse, belli balıkları satın aldığınız yılın zamanı da o kadar önemlidir. Öncelikle yapmanız gereken, belli bir balık türüne ait yumurtlama dönemi boyunca yakalanan taze avcılık balıkları yememektir. Hamsi, İstavrit, Lüfer, Palamut gibi ekonomik değeri olan balıklar Mayıs – Eylül ayları arasında olgunlaşma ve üreme periyodlarını tamamladıklarından, avlanması ve tüketilmesi sakıncalı ve yasaktır. 1380 sayılı Su Ürünleri kanununda da bu dönemler göz önüne alınarak, av yasakları belirlenmiştir. Bu yasaklara uyarak balık stoklarına daha sürdürülebilir bir şekilde artma imkanı vermiş olacaksınız. Ayrıca, bunun da ötesinde alışveriş alışkanlıklarınızı değiştirip bunun yerine yalnızca sürdürülebilir balıkçılık politikası uygulayan süpermarketlerden balık satın alabilirsiniz; tüketiciler işletmelere ne kadar baskı yaparsa etkili ve kalıcı değişikliğin gerçekleşme ihtimali o kadar fazla olacaktır. Sürdürülebilir balıkçılıkla ilgili olarak yerel süpermarketinizin izlediği politikayı kontrol edin. Aşırı balıkçılık ciddi bir sorundur ve şimdiye kadar gizli kalmış olması ileride tahmin edilemeyen çevre sorunları ortaya çıkartabilecektir. Şimdi harekete geçin ve dünyadaki okyanuslar ile balık stoklarını korumak adına sizde bilinçli davranın. Bilim insanları bu denli büyük bir artışa neyin sebep olduğunu bir türlü bulamamaktadır; bununla birlikte bu artışta insanoğlunun payı olduğu fikri giderek daha da güçlenmektedir. Bu yığılmanın olası sebepleri arasında iklim değişikliklerine bağlı okyanus suyu sıcaklıklarında meydana gelen artışlar, küresel ısınma ve artan kirlilik gibi faktörler gösterilmiştir. Ne var ki, denizanası sayısındaki bu sürekli artışın sebepleri arasında denizanalarıyla beslenen balıkları ve denizanalarının rakiplerinin ortadan kalkmasına neden olan aşırı avlanma faaliyetlerinin de altı çizilmektedir. Büyük balık popülasyonlarının tükenmeye yüz tutmasıyla, ticari balıkçılık filoları da okyanusların daha derinlerine ve besin zincirinin daha altlarına inerek karlılığı yüksek balık avları arıyorlar. Balığın "kökünü kazımak" olarak adlandırabileceğimiz bu süreç denizlerimizin eski ve hassas dengesini ve biyolojik sistemini alt üst eden bir zincirleme reaksiyona neden oluyor. Science Dergisi’nde 2006 yılında yayınlanan etkileyici bir bilimsel çalışmaya göre, balık avının bu hızla devam etmesi durumunda, 2048 yılına gelindiğinde dünyanın tüm balık avlakları tükenmiş olacak. Ne yapabilirsiniz? Geçen 55 sene boyunca avlak ve meralardan giderek daha az av alınabilmesinin doğal bir sonucu olarak insanoğlu geçmişte uçsuz bucaksız ve sonsuz berekete sahip olarak algıladığı okyanusların da aslında son derece hassas ve kırılgan dengelere sahip olduğunun farkına varmıştır. Kirlilik, iklim değişimi, yaşam alanlarının yok olması ve asitlenmenin üzerine bir de aşırı avlanma eklendiğinde çöküşün eşiğindeki bir sistem tablosuyla karşı karşıya kalıyoruz. Pek çok bilim insanı, balıkçılık yönetiminde kararlı davranılması, balık avına ilişkin yönetmelik ve yasaların daha büyük hassasiyetle uygulanması ve su ürünleri yetiştiriciliğinin daha yaygın olarak kullanımı ile çoğu balık popülasyonunu tekrar eski seviyelerine getirmenin hala mümkün olduğunu söylemektedir. Ve pek çok bölgede, umudumuzu koruyabilmemiz için hala bir neden var. Ama yasadışı balıkçılık ve yarınları düşünmeden mahsul alma sektörün başına bela olmaya devam ediyor. Aşırı avlanma bizi nasıl etkiliyor? Aşırı avlanma, balık rezervleri ve geçimini balıktan sağlayan insanların yanı sıra insanlar ve daha genel anlamda doğal çevre üzerinde de pek çok olumsuz etki bırakmaktadır. Modern balıkçılık teknikleriyle büyük miktarlarda yan av elde edilmektedir. 'Yan av' balıkçılık sektöründe kapsamlı balıkçılık faaliyetleri esnasında yakalanan diğer balık ve deniz canlısı türlerini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Balıkçıların asıl yakalamak istedikleri bu yan avlar değildir; ancak yine de ticari değeri çok düşük olan veya hiç olmayan bu avlar ağlara takılarak ölür. Örneğin, tahminlere göre balıkçı botlarıyla yakalanan her bir ton karidesle birlikte üç ton da diğer balık türlerinden yakalanmaktadır. Özellikle yunuslar ton balığı avlama tekniklerine karşı çok savunmasızdır ve bu nedenle her sene binlerce yunus ölmektedir. Aşırı avlanma, sadece belirli bir balık türünün bulunduğu rezervleri etkilediği gibi besin zincirinde de önemli değişiklikler meydana getirebilir. Örneğin, krillerin, yani karidese benzeyen ve Mavi Balina dahil olmak üzere balinaların temel besin kaynağı olan bu küçük deniz canlılarının bu hayvanların sayısının azalmasında önemli bir rol oynadığı iddia edilmektedir. Denizanası faktörü Aşırı avlanma faaliyetleri nedeniyle hassas deniz ekosistemleri ve besin zincirlerinde meydana gelen tahribat olağandışı etkiler de yaratabilir. 1980'li yıllardan bu yana okyanuslarda yaşayan ısırgan denizanasının sayısında meydana gelen büyük artış sonucunda Meksika Körfezi, Japon Denizi ve Akdeniz gibi bölgelerin balık yataklarında ciddi bir dönüşüm yaşanmış ve bu artıştan pek çok turistik bölge zarar görmüştür. Okyanusta aşırı balık avından kastedilen, avlanan balık türünün yeniden çoğalmasını imkansız kılacak denli fazla balık avlanmasıdır. Bilinen ilk aşırı av, 1800'lü yılların başlarında, lamba yağı arayışındaki insanoğlu balina katliamı yaptığında gerçekleşti. Ayrıca Atlantik morinası, ringa balığı ve Kaliforniya sardalyesi da dahil, yediğimiz balık türlerinden bazıları da 1900'lü yılların ortalarında neredeyse nesilleri tükenecek kadar fazla avlanmışlardır.

Aldığımız iki nefesten birini denizlerimiz ve okyanuslarımız sağlıyor. İhtiyaç duyduğumuz oksijenin yüzde 50-70'ini denizler ve okyanuslar üretiyor. Bize hayat veren maviliklerimizi korumak ve gelecek nesillere sağlıklı yarınlar bırakmak için “Deniz varsa hayat var” diyoruz. 8 Haziran Dünya Okyanus Günü Kutlu Olsun!

Aldığımız iki nefesten birini denizlerimiz ve okyanuslarımız sağlıyor. İhtiyaç duyduğumuz oksijenin yüzde 50-70'ini denizler ve okyanuslar üretiyor. Bize hayat veren maviliklerimizi korumak ve gelecek nesillere sağlıklı yarınlar bırakmak için “Deniz varsa hayat var” diyoruz. 8 Haziran Dünya Okyanus Günü Kutlu Olsun!